Mirac Mucizesi

Mirac gecesi peygamber efendimiz pek çok şey görmüş cenneti cehennemi müşahede etmiştir. Bunların bazılarını bizlerle paylaşmıştır.

Hadisi şerifler mirac gecesi efendimizin neler  gördüklerini haber vermektedir.
(İsra gecesi [Miraca çıkınca] Cennetin kapısı üzerinde “Sadakanın on, ödünç vermenin sevabı onsekiz mislidir” yazılmış olduğunu gördüm.) [Beyheki]

(İsra gecesi her gökte, Muhammedün Resulullah ve arkasından Ebu Bekri Sıddık yazılı olduğunu gördüm.)
[Ebu Nuaym]

(İsra gecesi, nura gark olmuş bir zat gördüm. “Bu kim?” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Dünyada iken Allahü teâlâyı devamlı anan, kalbi camiye bağlı ve ana-babasına asi olmayan bir zattır” dedi.)
[İ. Ebiddünya]

(Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. “Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir” dendi.)
[I. Ahmed]

(Mirac gecesi, uğradığım her melek topluluğu, ümmetime hacamatı tavsiye etti.) [Hakim]

(Mirac gecesinde ateşten makasla kendi dudaklarını kesenleri görüp, kim olduklarını sordum. “İlmi ile amel etmeyen din adamlarıdır” dendi.)
[Buhari, Müslim]

(Mirac gecesi Cehennemi gösterdiler, çoğunun kadın olduğunu gördüm.)
[Tirmizi]

(Mirac gecesi, ekin ekip bir günde biçen bir topluluk gördüm. Biçtiği mahsul yeniden eski haline dönüyordu. “Bunlar kim?” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Bunlar Allah yolunda cihad edenlerdir. Bunların bir iyiliğine yedi yüz misli sevap verilir. Harcadıklarının yerine yenisi verilir” dedi.) [Bezzar]

(Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim. Cenneti gösterdiler. Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allahü teâlâdan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.) [Müslim]

Mirac Hadisesi

 

İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinin meali şöyledir:
(Kuluna [Muhammed aleyhisselama] bir gece bazı âyetlerimizi [Allahü teâlânın kudret ve azametine delâlet eden nice harika olayları] göstermek için, onu Mescid-i Haram’dan [Mekke’den], çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya [Kudüs’e] götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören Odur.) [İsra 1]

Bu gidip gelmek, gayet kısa zamanda oldu. Geldiğinde, mübarek yatakları henüz sıcak idi. Gelince, nasıl gidip geldiğini anlattı. Burak’la Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan gökleri geçerek Cenneti Cehennemi ve daha başka yerleri gezdiğini söyledi. Dönüşte yolda, develi yolcular gördüğünü, bir devenin ürküp yıkıldığını söyledi. (İnşallah çarşamba günü Mekke’ye gelirler) buyurdu. Kâfirler bu olayı işitince inkâr edip, “Akla zıttır, mümkün değildir” dediler. “Bu iş burada bitti, mal, mülk, saltanat verdik, davasından vazgeçiremedik. Ama artık ondan kurtulduk” diye sevinçlerinden oynamaya başladılar. Birkaçı hemen Hazret-i Ebu Bekir’in evine geldi. Çünkü onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu biliyorlardı.

Kapıya çıkınca hemen sordular:
“Ey Ebu Bekir, sen çok kere Kudüs’e gittin geldin, iyi bilirsin. Mekke’den Kudüs’e gidip gelmek ne kadar zaman sürer” dediler. Hazret-i Ebu Bekir, “İyi biliyorum, bir aydan fazla” dedi. Kâfirler bu söze sevindiler. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Hazret-i Ebu Bekir’in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, “Senin efendin, Kudüs’e bir gecede gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı” diyerek, Hazret-i Ebu Bekir’e sevgi, saygı ve güven gösterdiler.
Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin mübarek adını işitince “Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir. O, gerçek söyler. Ondan yalan sâdır olmaz” diyerek içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadılar. “Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebu Bekir’e sihir yapmış” diyorlardı.
Hazret-i Ebu Bekir hemen giyinip, Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle, “Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Allah’a sonsuz şükürler ederimki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur, inandım. Canım sana feda olsun” dedi.

Peygamber efendimiz daha önce Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı görmemişti, bunu kâfirler de bildiği için, Resulullahı mahcup, mağlup etmek için, imtihan etmeye yeltenip dediler ki:
“Sen Kudüs’e gittim diyorsun. Söyle bakalım! Mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var?”
Resulullah hepsine cevap verirken, Hazret-i Ebu Bekir, “Öyledir ya Resulallah, aynen öyledir ya Resulallah” derdi. Çünkü Hazret-i Ebu Bekir, tüccardı, Kudüs’ü Mescid-i Aksa’yı iyi biliyordu, çok gidip gelmişti. Kâfirlerin kendileri de oraları çok iyi biliyorlardı. Bu bakımdan kâfirler, “Yanlış söylüyorsun” diyemiyorlar, inat için dahi olsa, Resulullahın cevaplarını inkâr edemiyorlardı.
Resulullah efendimiz, edebinden, hayasından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Mescid-i Aksa’nın kaç penceresi olduğunu bilmiyordu. Daha sonra bu olayı şöyle anlattı:
(Mescid-i Aksa’da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. Kureyş beni yalanlayınca, o anda Cebrail aleyhisselam, Mescid-i Aksa’yı gözümün önüne getirdi. [Televizyon gibi] görüyor, sayıyordum. Sorularına, hemen cevap veriyordum.) [Buhari]

 

Üç Aylar Duası

Şaban ayının içinde bulunduğumuz şu kutlu günlerin kıymetini bilmeli ve en güzel şekilde değerlendirmeliyiz. Çünkü bu aylarda yapılan ibedetlere Rabbimiz kat kat sevap vermektedir.Normal günlerde 1 haseneye 10 sevapla mukabele eden rabbimiz bu aylarda Rahmetinin enginliğiyle muamele etmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri bu kutlu zaman dilimlerinden bahsederken şöyle diyor: “Her hasenenin (iyiliğin, ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzama’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar.” (Şualar, 14. Şua) Demek ki, üç aylar hakkıyla değerlendirildiğinde, bizlerin bir ömür boyu elde edemeyeceğimiz sevapları kazanmamıza vesile olacaktır.

Üç aylara bu kudsiyeti veren, en başta Allah (c.c.) ve Peygamber Efendimiz’dir (s.a.s). Bu kudsiyetin birer parçası olan dört önemli ve mübarek gece, (Regaib, Mirac, Beraat ve Kadir geceleri), üç ayların içindedir.          

Peygamber efendimiz receb ayı girince ramazana kadar her gün şu duayı okurdu.    Allahım! Receb’i ve Şâban’ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır                                                                                        

Yine Hz. Aişe Validemiz (r.ah) şöyle buyuruyor: “Resûlullah’ın Şaban ayındaki kadar oruçlu olduğu bir ay görmedim.” (Müslim, Sıyam, 175).

Bizler için en güzel örnek olan Alemlerin Sultanı Efendimiz (s.a.s), üç aylar girdiğinde diğer zamanlardan daha çok oruç tutar, nafile namazlarını artırır, yoksulları daha çok gözetirdi. Ve bu yaptıklarını Ramazan ayına doğru daha da çoğaltır, Ramazan ayında ve özellikle sonlarına doğru, geceleri ev halkını da kaldırarak adeta kulluğunu zirveleştirirdi.

Tesbih Namazı

Tesbih namazı, ömürde bir kez olsun kılınması tavsiye edilen mendup bir namazdır. Peygamberimiz amcası Abbas’a “Bak amca sana on faydası olan bir şey öğreteyim; bunu yaparsan günahlarının ilki-sonu, eskisi-yenisi, bilmeyerek işlediğin-bilerek işlediğin, küçüğü-büyüğü ve gizli yaptığın-açıktan yaptığın on türlü günahını Allah bağışlar” diyerek bu namazı tavsiye etmiş ve öğretmiş, Abbas bunu her gün yapamayız deyince Peygamberimiz, bu namazın haftada bir, ayda bir, yılda bir veya ömürde bir defa kılınmasının yeterli olacağını belirtmiştir (Ebû Dâvûd, “Tatavvu’”, 14, “Salât”, 303; Tirmizî, “Salât”, 350, “Vitr”, 19).

Tesbih namazı dört rek‘at olup şöyle kılınır: Allah rızâsı için namaz kılmaya niyet edilerek namaza başlanır.

Sübhâneke’den sonra 14 kere Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber  denir 15.de“Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber.
Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym
denir.                                                                                                                                          Sonra eûzü besmele çekilir, Fâtiha ve sûre okunduktan sonra 9kere daha tesbih edilir yani ‘Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber‘ denilir.10.da“Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber.
Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym

Bu tesbih, rükûa varınca 10 kere, rükûdan doğrulunca 10 kere, birinci secdede 10 kere, secdeden kalkınca 10 kere, ikinci secdede 10 kere söylenir. Böylece her rek‘atta 75 tesbih yapılmış olur.

İkinci rek‘ata kalkılınca yine 15 kere tesbih okunur, ardından geri kalan kısım aynı şekilde tekrarlanır ve böylece 4 rek‘at tamamlanmış ve toplam üç yüz tesbih edilmiş olur. Aslolan herkesin bu namazı tek başına kılmasıdır.

Beraat Gecesi

Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam diğer aylara göre bu ayda daha çok ibadet ve taatte bulunurlardı.”Şaban benim ayımdır.”

“Şaban günahları temizleyendir” buyurarak kadrini yüceltirdi.

Bu ayin 15. gecesi  mübarek Berat kandilidir. Berat kelimesi, günahtan, suçtan, borç ve cezadan kurtulmak manalarına gelir.
Bu gece birçok Müslüman, günahlarından kurtulup Allahû Teâlanın af ve mağfiretine erişir. İlahi ihsana nail olur. Gönülleri nurani hava ile dolup taşar.

Hadisi şerifte efendimiz şöyle buyurmaktadır.

 Şaban ayının onbeşinci gecesi oldumu, onu ibadet ve taatla geçirin. Gündüzünde de oruç tutun. Zira Allahu Teâla o gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve: Yok mu tevbe eden, onu affedeyim. Yok mu rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir hastalığa müptela olup şifa isteyen, afiyet vereyim. Yok mu daha başka isteği olan. Yerine getireyim der. Bu hal tâ sabaha kadar devam eder.

Rasulullahın, Şaban ayının 15. gecesinde Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok kişinin bağışlanacağını bildiren hadisi de, bu gece af ve mağfiretin sınırsızlığına işaret eden bizler için ne güzel bir müjdedir.

Bu mübarek gecede hayrın, bereketin ve güzelliklerin sağanak sağanak yağmasına rağmen; o manevi ziyafetten nasibini alamayacak, o mana denizinde yıkanıp arınamayacak olanlar da Allaha şirk koşanlar, içinde sönmez bir kin ve tükenmez bir düşmanlık besleyenler, akrabaları ile ilişkiyi kesenler, kibirli ve gururlu olanlar, ana-babaya asi olanlar, içki içmeye ısrarla devam edenlerdir

Bu geceyi namaz kılmak, Kuran-ı kerim okumak, Peygamber Efendimize salatu selam getirmek, dua ve istiğfarda bulunmakla ihya edelim.inşaallah

Şaban Ayı ve Fazileti

 

Hadis-i şerifde Efendimiz (s.a.v)

“Receb-i Şerif, Allah’ın ayı, Şa’bân-ı Şerif benim ayım, Ramazan-ı Şerif ümmetimin ayıdır.” buyurdular. Bu  mübarek ayda rabbimizin rahmetinden istifade etmeli ve efendimizin ayı olan şabanda çok kuran okuyup çokca salavat getirmeliyiz.  Çok salavat okumamız efendimizle aramızda olan bağı güçlendirir ve Rabbimize yaklaşmamızada vesiledir.

Üsâme bin Zeyd (r.a) Rasûlullah (s.a.v) Efendimize “Ya RasûlAllah, Şa’bân-ı şerifte tuttuğunuz oruç kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmüyorum.” dediğinde Efendimiz (s.a.v)şöyle buyurdular.
“Şaban ayı Receb-i şerifle  Ramazan-ı şerif arasında öyle bir feyizli aydır ki; insanların ekserisi bundan gafildir. Bu ayda ameller Alemlerin Rabbine yükseltilir. Bu sebeple ben de amellerimin oruçlu iken yükseltilmesini istiyorum” buyurmuştur.
Şa’ban ismi; Beş harften meydana gelmiştir  Şa’bân kelimesindeki (Şın), şeref ve şefaate, (Ayn) izzet ve keramete, (Be) birr u ihsana ve berâate. (Elif), ülfet ve muhabbete (Nun) ise Allah’ın nuruna delâlet eder. Aynı zamanda (Be) harfinin kelimenin tam ortasında olması bu ayın ortasının Berâet gecesi olmasına işârettir. Okumaya devam et

Ahzab Suresi 21. Ayet

“Andolsun ki Rasulullah sizin için, Allah’a ve ahıret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir” Ahzab Suresi 21

Rasulullah efendimiz  güzel ahlak konusunda şöyle buyurmuştur:
“ Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”
“ Sizin en hayırlınız ahlakça en güzel olanınızdır”

“ Kişi güzel ahlakı ile geceleri ibadetle gündüzleri oruçla geçirenin derecesine yükselir”

“ Su buzu erittiği gibi, güzel ahlakta günahları eritir (yok eder); sirke balı bozduğu gibi kötü ahlakta ameli bozar.”

Peygamber efendimiz aynaya baktığı zaman şöyle dua ederdi

“ Allah’ım beni güzelleştirdiğin gibi ahlakı mı da güzelleştir

Hz. Aişe Validemize Hz.Peygamber (sav)’in ahlakı sorulduğu zaman “Siz hiç Kuran okumuyor musunuz. Onun ahlakı kurandı.” cevabını vermiştir.
Kuran ahlakı;, Hz. Peygamber (sav)’inde bizzat yaşayarak örnek olduğu güzel ahlaktır.

* Rasulullah (s.a.s.) güler yüzlü, tatlı sözlüydü,
* Kimseye fena söylemez, kimsenin sözünü kesmezdi,
* Sert değildi, yumuşak idi,
* Edep ve hayâ âbidesiydi,
* Çok mütevâzi idi. Vâkurdu.
* Boş ve lüzumsuz konuşmazdı.
* Karşısındakini candan dinlerdi.
* Çocukları çok sever ve okşardı.

Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar : “Büyüklerimize hürmet etmeyen, küçüklerimize merhamet etmeyen bizden değildir”
* Fazilet sahiplerine saygı gösterirdi.
*Cömertti,şefkatliydi,                                                                                                                                         * Sözünde mutlaka dururdu.
* Dinlemesini, söylemekten fazla severdi,
* Güleceği zaman mübarek elini, mübarek ağzının üzerine koyardı.
* Kahkaha ile gülmez, fakat daima mütebessim bulunurdu.
* Herkesin isteğini mümkün olan ölçüde, yerine getirirdi.
* Eli çok açıktı, cömertliği deryadan farksızdı,
* sabır timsaliydi,
* Atılgandı, tehlikeden korkmazdı, heybetliydi.
* Gelmiş ve gelecek insanların en cesur ve en kahramanı, en kuvvetlisiydi.

* Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı ve ikrâmlısıydı. Onlara karşı daima tebessümlüydü,
* Ne yer, ne içerse hizmetçisine de aynısını verirdi, Vefat ederken son anlarında dahi “Elinizin altındakilere (hizmetçi ve işçilere) iyi davranmamızı, onların haklarını gözetmemizi ve namaza dikkat etmemizi” tavsiye buyurmuştu.

İffet

Kuranı kerim erkek olsun kadın olsun iffetli olmaya davet etmiştir. Toplumun sıhhati adına temiz nesillerin yetişmesi için anne olsun baba olsun iffeti muhafaza etmelidirki devam edecek nesil tertemiz olsun.

ffet sadece mahrem konularda namusu muhafaza etmekle kalmayıp her hususta güzel ahlakı esas almak elini, dilini ,gözünü ve kalbini muhafa etmek denilebilir.

İffetlerini muhâfaza eden erkek ve kadınlar, Allâh Teâlâ’nın engin mağfiretine ve büyük bir ecre nâil olacaklardır. Cenâb-ı Hak iffet sâhibi kullarını şöyle medheder:

 “(Rasûlüm!) Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allâh, onların yapmakta olduklarından haberdardır.Nur suresi

Peygamber efendimizde duasında iffet istemiş bizlerde yol göstermiştir.

“Allâh’ım! Sen’den hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim.” (Müslim, Zikir, 72)

(Şu altı şeyi yapanın Cennete girmesine kefilim: Doğru konuşan, verdiği sözü yerine getiren, emanete riayet eden, namusunu koruyan, gözlerini haramdan sakınan, ellerini kötülükten çeken.) [İ.Ahmed]

İslamda Kadın

Günümüzde her alanda gelişme sağlayan dünya maalesef  kadın hakları konusunda ilerleme sağlayamamıştır.Kadın erkek eşitliğinden bahseden pek çok toplum kadına hak ettiği değeri verememiştir.Her alanda kadın ezilmiş çalışmış çabalamış ama kıymeti bilinememiştir.Halbuki yüce dinimiz kadına hak verdiği değeri vermiş ve cenneti anaların ayakları altına sermekle kadının kıymetini ortaya koymuştur.

Kuran kadın ve erkek olsun iyi işler yapanların rabbin katında değerli olduğu üzerinde durmuş üstünlüğün ancak takva ile olduğunu ifade etmiştir.

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;
“Ey iman edenler Onlarla (kadınlarınızla) iyi geçinin Olabilir ki, birşey sizin hosunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur” (Nisa; 19)

“Erkek olsun kadın olsun her kim Mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar Cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”4 nisa 124 Okumaya devam et

KANAAT VE İSRAF

 Kur’anı kerim israf konusunda hassas davranmamız gerektiğini ayeti kerimelerde bize anlatmaktadır.

Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar. Furkan/67-

”Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.”isra 29

İSRAF: Hergangi bir şeyde haddini aşmaktır. İnfakta israf da, harcamada haddini aşırmaktır. Harcamalar bir zaruret veya bir ihtiyaç veya bir güzellik için yapılır.

Zaruri olan masraf yapılmayınca yaşamak mümkün olmaz; mesela ölmeyecek kadar yemek bir zarurettir. İhtiyaç duyulan masraf yapılmazsa güçlük çekilir; mesela doyacak kadar yemek, ihtiyaçtır.Kişi harcamalarında aşırılığa kapılıp elinde sahip olduğu şeyleri düşüncesizce tüketirse ortada kalır ve el açacak duruma düsebilir.

Kur’anı kerim ayeti kerimelerde bu hususa dikkat çekmektedir. Kur’anın uyarlarını dikkate alan mü’minler orta yolu tutar ve kendilerini sıkıntıya sokacak davranışta bulunmazlar.

Rahmân’ın kulları faydasız, hayırsız yere sarfetmezler. Hakkını da kısmazlar ikisi arası denk olur. İşte iktisat denilen de budur.

İnsan haris yaratılmıştır. Aç gözlüdür. Elde bulundurduğu şeyle kanaat etmez. Kanaattan başka şeyle de hırstan ve tamahtan kurtulamaz. Okumaya devam et